İsrail merkezli Haaretz gazetesinin haberine göre Netanyahu, Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılmadığı ve İran yönetiminin büyük ölçüde devam ettiği bir ortamda, saldırıların hedeflerine ulaşıldığı konusunda İsrail kamuoyunu ikna edemiyor.
ABD Başkanı Trump, dün yaptığı açıklamada, Lübnan ve İsrail’in 10 günlük ateşkes konusunda mutabakata vardıklarını duyurmuştu.
Netanyahu, söz konusu ateşkesi kabul ettiklerini belirterek, Lübnan’ın güneyinde işgal ettikleri bölgelerde kalmayı sürdüreceklerini açıklamıştı.
Bununla birlikte Washington’un, geçen yıl Gazze Şeridi’nde yaptığı gibi İsrail’i Lübnan’dan çekilmeye zorlaması da ihtimaller dahilinde.
Trump’ın belirleyici rolü
Lübnan’da çatışmaların durdurulması, Trump’ın geçen hafta İran karşısında ilan ettiği ateşkesin hemen ardından geldi.
Habere göre, her iki durumda da Trump, ateşkesi, İran ve Lübnan’a karşı saldırılarına devam etmek isteyen Netanyahu’ya zorla kabul ettirdi.
Güvenlik kabinesi üyeleriyle dün yapılan telefon görüşmesinde Netanyahu, ateşkesi kabul etmenin, İsrail’in ana meselesi olan İran konusunda ABD ile pozisyonlarını koordine etme çabasının bir parçası olarak Trump’a yapılmış bir jest olduğunu söylemişti.
İsrail’in “rehin alınan” dış politikası
Gazeteye göre, büyük ölçüde Netanyahu’nun iknasıyla girdiği İran’a karşı saldırıların bu aşamasında Trump, tek değilse bile nihai hakem haline gelmiş durumda.
Hatta İsrail dış politikasının ABD Başkanı tarafından “ele geçirilmesi” somut gerçeklere dayanıyor. Trump, İsrail’i Haziran 2025’te de İran’a düzenlenen 12 günlük saldırıları sonuçlandırmaya zorlamıştı.
Şimdi de İran ve Lübnan’da İsrail’e geçici ateşkesler dayattı.
İsrail güvenlik kabinesi üyeleri, Trump’ın Netanyahu ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yaptığı görüşmelerin ardından ateşkesi sağladığını duyurmasından sonra bilgilendirildi.
İsrail vatandaşları da durumu Trump’ın açıklamasından öğrendi.
Netanyahu hedeflerine ulaşamadı
Netanyahu, 28 Şubat’ta ana hatlarını çizdiği İran’a yönelik saldırıların temel hedeflerine ulaşamadı.
İran’da yönetim değişikliği olmadı, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu ortadan kaldırılmadı ve balistik füze programı da durdurulmadı.
İsrail Başbakanı Netanyahu, Tahran’da yönetim değişikliği konusunda aşırı iyimser bir çizgi izledi ve Trump’ı da peşinden sürükledi.
İsrail dış istihbarat servisi Mossad Direktörü David Barnea, 14 Nisan’da yaptığı açıklamada, saldırılar sona erse bile İran’da “rejimi devirme” hamlesinin devam edeceğini söylemek zorunda kaldı.
Fakat bu, esas olarak Washington’un ne diyeceğine ve İran ile ABD arasında yapılması muhtemel bir anlaşmanın neleri şart koşacağına bağlı.
Pakistan’da uzun vadeli bir ateşkese ilişkin görüşmeler muhtemelen gelecek haftanın başında yeniden başlayacak.
Askeri gerilimin tekrar tırmanması mümkün olsa da son birkaç gündür üst düzey Amerikalı isimler bir anlaşmaya varılması olasılığı konusunda iyimserlik aşılamaya başladı.
Batılı diplomatların yanı sıra İsrailli uzmanlar da bir anlaşma için uygun bir zemin olduğu görüşünde.
Anlaşma ne ölçüde mümkün?
Sızan bilgilere göre İran, elindeki uranyumu zenginleştirmeyi 5 yıl süreyle dondurmayı içeren bir anlaşmayı imzalamaya hazır. Washington 20 yıl talep ediyor ancak bir uzlaşma zemini mevcut.
ABD, zenginleştirme yapılmayacak sürenin uzunluğu konusundaki ödünleri, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nı (UAEA) kapsayan daha sıkı bir dış denetim mekanizması dayatarak telafi etmeye istekli olabilir.
En kritik mesele olan yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyumun akıbeti konusunda Trump, dün yaptığı açıklamada, sorunun çözülmek üzere olduğunu iddia etse de tam bir mutabakata varılamadığı görülüyor.
ABD bunların İran dışına çıkarılmasında ısrar edecek gibi görünürken, Tahran ise çeşitli bahaneler sunarak bunu mümkün olduğunca geciktirmeye çalışabilir. Diğer taraftan, eğer İran buna razı olursa, ülke için büyük bir ekonomik rahatlama görülebilir.
Habere göre, ilk etapta, şu an Katar bankalarında dondurulmuş olan İran fonları serbest bırakılacak ve Tahran’ın kasasına 6 milyar dolar girecek.
Diğer kazanımlar arasında petrol ihracatına yönelik yaptırımların kaldırılması ve saldırılarda bombalanan sivil altyapıların rehabilitasyonuna yönelik anlaşmalar için Amerika’nın yeşil ışık yakması yer alacak. Bu hamlelerin değeri on milyarlarca dolar olarak ölçülüyor.
Trump, bu paranın Körfez petrolünün satışına ilişkin düzenlemelerle bağlantılı olarak İran’a verilen bir tazminat olduğu izlenimini oluşturmaya çalışacak gibi görünüyor.
Öte yandan, bir anlaşmanın balistik füze tehdidine yönelik kapsamlı bir çözüm içermesi şüpheli. İran füze üretme hakkı konusunda ısrar ediyor ve ABD bu konuya sınırlı bir ilgi gösteriyor.
İran’ın bölgedeki vekilleri meselesi de Trump’ın gözünde önemsiz bir ayrıntı ancak İsrail’i rahatsız etmeye devam edecek.
Netanyahu’nun bakış açısından mevcut tablo hayal kırıklığı gibi görünüyor
Taraflar arasındaki temaslardan ortaya çıkan sonuca göre Washington daha önceki umutların aksine Tahran’daki “aşırı radikal kanadın” iktidarının devamını kabul edebilir.
Eğer durum böyle olursa, Trump’ın olaylara olumlu bir kılıf uydurabilmek için yoğun bir pazarlama çalışması yapması gerekecek.
Amerikalıların askeri avantajına rağmen iki tarafın müzakerecilerinin becerileri arasındaki uçurumu endişe verici. Nükleer anlaşma görüşmeleri sabır ve uzmanlık gerektiriyor ve İranlılar bu konuda Amerikalılardan çok daha becerikli.
Gazeteye göre, Netanyahu’nun bakış açısından mevcut tablo hayal kırıklığı gibi görünüyor.
Trump’tan sonra gelecek hiçbir Amerikan başkanının, yönetim değişikliği amacıyla İran’a tekrar saldırması pek olası değil. Hatta bundan da önce İran, Trump’tan ülkenin ABD ve İsrail tarafından bir daha saldırıya uğramayacağına dair garantiler talep edebilir.
Ayrıca, saldırılar sona ererse Trump’ın Lübnan’dan Gazze’ye kadar Orta Doğu’ya ne kadar ilgi duyacağı da bir soru işareti.
“Netanyahu, İsrail’in itibarını hedef alıyor” vurgusu
Habere göre, bir yandan İsrail demokrasisini ve ülkenin uluslararası itibarını hedef alan planlı bir kampanya yürüten İsrail Başbakanı Netanyahu, diğer yandan Lübnan’ın güneyinde Litani Nehri’ne kadar uzanan bölgede, Suriye’de Golan Tepeleri ve Cebel eş-Şeyh’te, Gazze Şeridi’nin ise doğu yarısında işgal ettiği bölgelerle “gurur duyuyor.”
Genel seçimler yaklaşırken Netanyahu, sağcı seçmenlere 1967’den bu yana “İsrail’in sınırlarını genişleten ilk lider olduğunu” söyleyebilir.
Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin, hükümet desteğiyle Batı Şeria ve Ürdün Vadisi’nde sürdürdüğü gasp faaliyetleri bir etnik temizlik boyutuna ulaştı.
İsrail, bu adımlarla hem Oslo Anlaşmaları’nın son izlerini silmek hem gelecekte bu topraklarda yürütülecek herhangi bir diplomatik çözüm olasılığını tamamen ortadan kaldırmak için elinden geleni yapıyor.
İsrail, ABD’de Demokratların desteğini yitiriyor
ABD’de 15 Nisan’da İsrail ordusuna yaklaşık yarım milyar dolar değerinde bomba ve buldozer satışını engellemek için sunulan yasa tasarısına 47 Demokrat senatörden 40’ı Tel Aviv karşıtı oy kullandı.
Eski ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, 2024’te Gazze’deki savaşın devamına ilişkin anlaşmazlık sırasında İsrail’e buldozer sevkiyatını bekletmiş ve Trump göreve gelip teslimatları tekrar başlatana kadar hava kuvvetlerine ağır mühimmat tedarikine de kısıtlamalar getirmişti.
Netanyahu, ABD’deki Cumhuriyetçilerin desteğiyle övünecek ancak sorun daha derin görünüyor.
Habere göre, ilerleyen süreçte İsrail’in, Gazze, Lübnan ve Batı Şeria’da “dizginlerinden boşalmış fanatik Yahudi terörü” konularında ABD yönetimiyle daha fazla sürtüşme yaşaması muhtemel görünüyor.
Netanyahu hükümeti, İsrail’e uluslararası destek açısından devasa zarar verdi
Gazeteye göre Netanyahu hükümeti, İsrail’e yönelik uluslararası destek açısından ülkeye devasa bir zarar verdi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu dahil bazı İsrailli yetkililerle ilgili Haziran 2025’te tutuklama kararı çıkarmıştı.
Macaristan’da Victor Orban’ın seçimleri kaybetmesinden sonra Netanyahu hakkındaki tutuklama kararı göz önüne alındığında, İsrail Başbakanı’nın ziyaret edebileceği hatta uğrayıp kendisini güvende hissedebileceği tek bir Avrupa ülkesi bile kalmadı.
İsrail’in uluslararası stratejisinin temel taşı olan ABD’deki iki partili destek eriyip gitti. Söz konusu durum sadece Demokrat Parti ile de sınırlı değil.
ABD’de 8 Nisan’da yapılan kamuoyu yoklaması, ABD’lilerin İsrail’e yönelik olumsuz görüşlerinin artarak yüzde 60’a ulaştığını, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya duyulan güvenin azaldığını ortaya koymuştu.










